KAVAK AĞACININ GÖLGESİNDE (Kenan Diler, 2025)

 

Emrah Günok 

 

poster

 

2025 yılında tamamlanan ve gösterime hazır hale gelen Kavak Ağacının Gölgesinde prömiyerini 16-17 Nisan tarihlerinde İstanbul Film Festivali’nde yapar. Film daha sonra Safranbolu’da “En İyi Belgesel Film” ödülünü alacak, yoluna daha sonra Altın Koza ve Documentarist’le devam edecektir.

 

Filmin baş karakteri Mikail Haskanlı hayalleri ve yaşamı arasındaki çelişkilere verdiği orijinal tepkiler üzerinden önümüze gelen belgesel, filmin konusunu da teşkil eder. Film Mikail’in sürekli zorluklar içinde yaşamak durumunda kalmış olan annesini en azından hayatının son döneminde rahat ettirmek için açmak istediği butik otel hayalini gündeme taşır. Bu ilginç karakter bir yandan 10 sene önce işletmeye başladığı Eskici Kafe’yi çekip çevirirken, diğer yandan da ev içindeki iktidarını bütünüyle kaybetmiş olan alzheimer hastası babasının yol açtığı sorunlarla boğuşur. Babasının gençlik, kendisininse çocukluk dönemine dair hatırladıkları üzerinden geçmişe açılan film; eve adamın ikinci eşi olarak gelmiş, bu nedenle de olmadık sıkıntılara katlanmak zorunda kalmış olan annenin rahat etmesini sağlayacak butik otelin hayali üzerinden önümüze bir gelecek perspektifi koyar.

 

Anlatısallık Barındıran Bir Belgesel

 

Normal şartlar altında belgesel sıfatını hak eden bir çalışma, kurmaca eserlere baştan başa sinmiş olan anlatısallık etkisinden bütünüyle arınmış olmalıdır. Sözgelimi Afrika’nın Serengeti düzlüklerinde çekilmiş bir aslan belgeseli o ekosistemde yaşayan hayvanlardan birine odaklansa bile, seçmiş olduğu tekili ait olduğu türün herhangi bir bireyi olarak sunmaya devam eder. O bölgede yaşayan dişi aslanlardan sadece birini takibe alan çekim ekibinin derdi kuşku yok ki o aslanı aynı bölgede yaşayan diğer bireylerden ayırt eden özelliklere odaklanmak değil, onu o bölgede yaşamakta olan türün prototipi olarak gündeme taşımaktır. Bu ise, belgesele özgü görme biçiminin ve bu görmenin gündeme getireceği varlıkları taşıyacak olan sinema dilinin asli bir özelliği olarak telakki edilir. Türü göstermek üzere bireye odaklanmak ise belgesel diline özgü bir metafor olarak yerleşiklik kazanır.

 

Bu anlamıyla, Mikail’le ilgili olarak ortaya konmuş olan bu çalışmanın da nasıl bir denge üzerinde durmakta olduğunu sorgulamak kaçınılmaz hale gelir. “Kenan Diler’in kurmaca didaktiğiyle kurgulanmış belgeseli, bu bağlamda docu-drama tarzında sağlam bir yapı sunuyor” derken İrem Yavuzer’in tam da böyle bir gerilimi ima ettiğini düşünmek, en azından benim için, kaçınılmazdır. Gerçekten de, nedir docu-drama?

 

Docu-drama, genele ilişkin bir izlenimi nakletmek üzere metafor öğesi olarak tekili gündeme getirmekten kaçınmayan sinematografik sunum tarzını betimlemek üzere kullanılabilir rahatlıkla. Dolayısıyla bu film dahilinde yönetmenin Mikail’i Van insanının bir benzeri ya da örneği olarak ele aldığını, onu o kişi olarak diğerlerinden ayıran özellikleri ise verilecek mesajı taşıyacak süslü bir zarf haline getirdiğini düşünmek gerekir.

 

“Mikail’i ilk gördüğümde, çevresine o kadar farklı bir enerji yayıyordu ki. Sanki o coğrafyada doğmuş ama oraya ait değilmiş gibiydi. Bu beni çok etkiledi.”

 

Filmin yönetmeni Kenan Diler’in Safranbolu’da katıldığı ödül törenini müteakiben verdiği bir röportajda dile getirdiği bu cümle yukarıda sorduğumuz soruyu yanıtlamak için önemli bir ipucu barındırıyor olabilir.

 

Kendi biricik yaşamı ile karşımıza gelen Mikail ne kadar tekil bir varlıksa, onunla muhtemelen uzun süre arkadaşlık etmiş, dolayısıyla ondan edindiği izlenimi sinematografik bir ürüne dönüştürmeye karar vermiş olan Kenan Diler de biricik bir varlıktır. Ne var ki, biricik, tekrarlanamaz ve tür sınıflamasına dahil edilmesi imkansız görünen bu iki kişinin karşılaşmasından doğan sinerjinin yanı sıra bu enerjinin sonucu olarak ortaya çıkan ürünün de anlatısal bir karaktere sahip olması gerekir. Genelde anlatısal eserler tüm benzemezliğiyle ana karaktere dönüşmüş olan anlatı karakterinin, yine başka hiç kimseyle özdeş olmayan müellifin hayal gücü içinde bir yer bulması sayesinde vücuda gelirler.

 

Bu gerilime rağmen Kavak Ağacının Gölgesinde adlı çalışmayı bir belgesel olarak tanımlamaya devam ediyor oluşumuzun altında yatan temel gerekçe nedir?

 

gors02

 

Genellik İntibaı Yaratan Belgesel Çekimler

 

Filmi belgesel gramerine uyan çekimlerle anlatısal bir semantik üzerine kurulu olan sahnelerin kesişip durduğu bir bütün olarak algılamak gerekir. Kameranın Mikail’in evine girdiği, babanın da çekim ekibine katıldığı sahneler gerek Van’daki ortalama bir ev ve bir aileyi tanıtması gerekse de bu insanların yaşamlarından gündelik kesitler sunması anlamında belgesel çekimlere karşılık gelirler. Geçmişiyle hesaplaşan, babanın onları bırakıp Ankara’ya gitmesinden yakınan ve “Bizi hasta olanlar hasta etti” diyecek kadar seyirciyi kendi özel alanına davet eden kız kardeş o an yapılmakta olan çekime öznel bir hava katmak şöyle dursun, nesnel ve belgesel görüntüyü besleyecek bir performans sergilemiş olur.

 

Burada kamera belgesele içkin olan bir gazetecilik çalışması yürütmekte, ilgili kişilerin tanıklıklarına başvurmak gibi gayet soğukkanlı bir görevi ifa etmektedir. Hatta öyle denebilir ki, kız kardeşin annenin geçmişinden bahsettiği bir sahnede Mikail’in verdiği tepki üzerine “Mikail annesine çok düşkün!” diyerek araya giren yönetmen söz konusu çekimlerin yeteri kadar nesnel olduğundan o derece emin olmuş olmalıdır ki, yaptığı kişisel hamlenin, aile fertlerinin öznelliklerini fazlasıyla uyarıp onların belgesel etkiyi kıracak bir şey yapmayacaklarından neredeyse emin görünür.

 

Babayla oğulun ayna başına geldikleri sahne veya Mikail’in evden çıkıp caddeye yönelen babayı alıp tekrar eve getirmesi ve onun daha sonra evden çıkmasını önlemek üzere kapıya telden bir kilit yapması gibi sahneler bir sonuca yol açacak olaylar gibi sunulsalar da, aslında babanın içine düştüğü talihsiz hali önemli bir bileşen olarak öne çıkaran bir durum tasviri olmaktan öteye gitmezler. Zaten gitmemeleri de gerekir, zira olay intibaı yaratılmaya başlandığı andan itibaren dramatik etki güçlenmiş, belgesel etki baskılanmış olur. Dolayısıyla Diler’i psikolojik ağırlığı oldukça yüksek olan ev içi gibi bir ortamda dahi kamerayı nesnel bir tavırla kullanabilmiş olmasından dolayı tebrik etmek gerekir.

 

Aynı şey Eskici Kafe’nin sıradan bir gününü tasvir etmekle yetinen sahneler için de söylenebilir. Bu noktada belirtmeden geçmenin imkansız olduğunu hissettiğim temel bir husus vardır ki, o da bu filmin ana karakteri ve yönetmen arasındaki dilsel bir çekişmenin ürünü olduğu intibaını üzerimden hiçbir anda atamamış olduğumdur. Gerçekten de, yönetmen filmi bir belgesel kıvamına getirmeye çalışırken Mikail işin başından itibaren kurmaca/anlatısal etkiyi besleyecek bir oyunculuk performansı sergiler.

 

Eskici’nin herhangi bir günü, gelen müşteriyi her an kışkırtma ve olay çıkarma potansiyeli taşıyan anons ve olaylarla doludur. Müşterinin her zaman haklı olmadığını, sigaranın tek tek içilmesi gerektiğini ve kendini orada zamanın efendisi ilan eden işletmecinin insanlara aceleci olmamaları yollu hatırlatmaları bunlara bağlı olarak kopabilecek başka olaylara davetiye çıkartmaya gebe görünseler de aslında mekanın duygusal atmosferine ilişkin fikir veren betimsel sekanslar olmakla kalırlar. “Burası da böyle bir yermiş, gerçekten ilginç!” dedirtmekle kalır, tasvir işlevine bağlı kalmaya devam ederler.

 

Kafeye gelip de içeride yer olmadığı için dışarıda beklemek konusunda sıkıntı çıkaran müşteri sahnesi, Mikail’in onları beklemeyi bilmemekle suçlaması ve onların da başka bir yere gitmek üzere mekanı terk etmeye kalkmaları pek tabii ki olay gibi görünmeye en yakın sahnedir. Filmin bu sahneden feragat etmeyip de onu belgesel diline ustalıkla yedirmesi gerçekten büyük bir başarıdır. Yönetmenin belgesel dilinin yaratabileceği sıkıcılığı kıracak, ama filmin nesnel tavrına da halel getirmeyecek bir denge içinde bu gerilimli sahneyi elden çıkarmamakla çok iyi ettiğini düşünmemek olanaksızdır.

 

Mikail’in arsa bakmak için Gevaş’ta bir emlakçıyı ziyaret ettiği sahnede kullanılan gizli kamera çekimi, yapılan işin bir de gazetecilik boyutu olduğu hissiyatını besleyerek belgesel dile bir katkı sunmuş olur. Söz konusu sahne boyunca emlakçının sergilediği duyarsız tavır Mikail’in tadını öyle bir kaçırır ki, ana karakterin en doğal anlarında bile değme oyuncuya taş çıkartacak bir auraya sahip olduğunu görmezden gelmek hepten imkansızlaşır.

 

Ailesinin yanında büründüğü sessizlik emlakçının karşısında maruz kaldığı kilitlenmeyle yan yana gelerek ana karakterin içindeki kırılganlığı dışa vurur.

 

Psikolojik Derinlik Sunan Anlatısal Çekimler

 

Mikail’in Eskici’yi terk edip şehir sokakları boyunca yürüdüğü sahneler boyunca kameranın ona neredeyse yapışık gidiyor oluşu gözlerden kaçmamış olmalıdır. Kenan Diler’in film boyunca bağlı kaldığı bu tercih daha sonra bahsedeceğim bir başka çekim tekniğiyle dengelenecek, bu sayede de karakterin psikolojik derinliğine yer açarak esere dramatik bir ton kazandıracaktır.

 

Kameranın ana karakterin şehirdeki dolaşmaları esnasında ona yakından eşlik etmesinin iki işlevi var gibi görünmektedir: seyircinin bakış açısını daraltarak Mikail’in aslında ait olmadığı, içinde sıkıştığı ve kendini çok da özgür hissetmediği bir ortamda yaşıyor olduğunu ihsas ettirmek; ikinci olarak da onu yalnız bırakmayıp sürekli kollamak suretiyle karakterin kendi gölgesi haline gelmiş kameradan başkaca bir yoldaşı olmadığı duygusunu canlı tutmak. Belgesel dili devam ettirecek olsa oyuncuyu daha nesnel bir plandan görmeyi tercih etmesi gerekecek olan kameranın bu yakınlığı, mesafeyi neredeyse kameranın kendisini ikinci bir oyuncu olarak plana dahil etmiş, bunu da kadim dostunu yalnız bırakmamak adına yapmış olduğu duygusunu uyandırır.

 

Bu yorumu besleyecek olan sahne ise kameranın Mikail’i bir başına bıraktığı, bu sayede de onu beceriksiz ve ürkek bir tavırla şehir müzisyenlerine eşlik etmeye çalışırken kayda aldığı sahnedir. Kameranın onun can yoldaşı olduğu, onun onu yalnız bırakıp da görev mesafesine çekilmesi durumunda karakterin ne kadar biçare kaldığını ortaya koyan bu sahne, duygusal derinliği yakalamak için kamerayı da oyuncuya dönüştürmek gibi bir buluş üzerinden tasarlanmışsa gerçekten de amacına ulaşmış gibi görünmektedir.

 

Şimdi gelelim yukarıda verdiğimiz sözün gereğini yerine getirmeye. Kameranın bahsi geçen sahnede ana karakterden ayrılması o ana kadar ona yapışık gitmesinin birinci anlamını verir. Kameranın ayrılmasıyla ortaya çıkan ikinci anlam ise ana karakteri artık kendi haline bırakma zamanının geldiği, çünkü onun şehrin onu ezen ağır havasını üzerinden atmış olduğunu dışa vuran çok daha iyimser bir anlamdır. Filmin girişinde yer alan ve Mikail’i gölün kenarında uzak plan üzerinden ekrana taşıyan çekimin anlamı şimdi belirginleşmiştir. Çünkü gölü arka fona almış ve Mikail’i kendi başına bırakmış olan kamera seyircinin görüş alanını genişletip karakterin ferahlayarak kendine döndüğünün müjdesini verir. Yakın takip ve geriye çekilmelerin meydana getirdiği ikililer serisi elimizdeki eserin gerçek bir sinema diline kavuşabilmiş olduğunu mükemmelen örnekler gibidir.

 

Mikail’i otelin maketini yapmak için Eskici’de gece işe koyulmuşken gösteren çekimler, eşlik eden müzik ve yakın-uzak çekim trafiğinin ona göre ayarlanmış olması film boyunca anlatısal etkinin kendini en güçlü biçimde dışa vurduğu sahne olarak öne çıkar. Çalışan elleri, çatılmış kaşları ve kullanılan malzemeyi ayrı ayrı konu alan çekimler ve bu çekimleri dinamik bir şekilde art arda sıralayan montaj, bir de ona eşlik eden müzikle bir araya gelince ana karakterin ruhunda kopan fırtınanın yarattığı dramatik etkiyi dışa vurmuş olur. Bu noktada filmin genel ritmi yanı sıra özellikle bu sahnenin akışına çok uygun tarzda bestelenmiş olan, bu anlamıyla da eldeki yapıtın nabzı haline gelmeyi başaran besteler için Eriş Dervişoğlu ve Sabır Erdinç’i ayrıca tebrik etmek gerekir.

 

Ortalama belgesel dilinin butik otelin maketinin yapım sürecini orta planda kaydedip montajı da işin gelişimini sakince yansıtacak bir ritme mecbur etmesi beklenebilecekken, çekilen malzemenin el, yüz, kıl testere gibi çok küçük parçalarını oldukça yüksek bir ritimde ve dinamik bir müzik eşliğinde sunmak aksiyon filmlerinden alışkın olduğumuz anlatısal bir etkiyi tahrik eder. Burada karşımıza gelen Mikail’in bir durumu değil, onu nihai sona taşıyacak olan nedenin olay karakteri arz eden bir sunumudur.

 

gors01

 

Çekilmeye Direnen Bir Oyuncu: Mikail Haskanlı

 

Bende kalan intiba odur ki, Van’ın sosyokültürel dokusunu, burada yaşanan hayatların bir ortalamasını aktarabilmek için çekilecek bir belgesel başka bir oyuncudan yola çıkılarak yapılmış olsa muhtemelen yalnızca bir belgesel olmakla kalırdı. Elimizdeki bu eseri belgesel olmaktan docu-dramaya evriltmekte en büyük paya sahip olanın ana karakter olduğu bana olduğu kadar diğer seyircilere de aşikar gelmiş olmalıdır.

 

Bunun en önemli sebebi, tuhaf bir biçimde, Mikail’in hiçbir surette rol yapmıyor gibi görünmesidir. Öyle bir oyuncu profili ortaya koymaktadır ki, kendin ol desen oynayacak, şunu oyna desen de bu sefer kendini bir oyun olarak ortaya koyacakmış intibaı yaratır. Eskici’nin patron bölmesinde Mikail’in sorulan soruları yanıtlamaktansa uzun bir tirat atması gözden kaçmamış olmalıdır. Bunun nedeni büyük ihtimalle, onun bir insan olarak sizin sorduğunuz sorunun yarattığı talebi daha geniş bir anlam zemini üzerine yayarak diyalog talebini boşa çıkaracak olmasıdır.

 

Şurası açıktır ki, Mikail kamera önüne geldiği her durumda içinden zaten ve halihazırda başlatmış olduğu bir konuşmayı devam ettirmektedir. Filmi izlerken benim ona taktığım lakap, sırf bu yüzden, “anneannemin radyosu”dur. Açılma, kapanma ve kanal değiştirme anlarına hiç denk gelemediğimiz, bize sadece kendi istediklerini kendi istediği biçimde anlatmayı tercih eden, bütünüyle özerk bir varlıktır bu radyo. Bir yerde “gitmeyi bilemeyen kalmayı da bilemez”, bir başka yerde “kendime yabancıyım, dünyaya da yabancıyım” ve en önemlisi, gölün kenarında “kendimize bizi kimsenin bulamayacağı, ama herkesin bulabileceği bir yer yapacağız” diyen; içindeki sesi neredeyse kendisi de kontrol edemeyen bir filozof vardır karşımızda.

 

gors03

 

Evet, böyle bir oyuncuyu yönetmek büyük bir odaklanma ve derin bir sezgi gerektirir. Mikail Haskanlı’nın oyunculuğu, destek sunan ve işin tamamlanmasına katkı veren bir oyunculuk olmaktan çok baş edilmesi, ehlileştirilmesi gereken bir performans hüviyetine sahipmiş izlenimi yaratır. Yoldaşlık/yüzüstü bırakma, sıkışma/ferahlama ve kararsızlık (şüphe)/dirayet(le işe koyulma) ikililerinden meydana gelen semantik birimleri uzak ve yakın çekimler sayesinde ustalıkla düzenleyerek bir sinema diline dönüştürmeyi başaran Kenan Diler’i bu noktada gerçekten tebrik etmek lazım gelir.

 

Evet, prestijli bir film festivalinde kimseye bedavadan birincilik verilmez. Dramatik tonu yükseltme konusunda bu denli etkili olan bir oyuncuyu bu denli ustalıkla kıvama getirmek bir meseledir. Mikail Haskanlı’nın yaratıcı ama cıva misali performansını tutarlılık arz eden böyle sağlam bir sinema dili içinde ehlileştirmeyi başaran yönetmenin de kazandığı başarıya şaşırmamak gerekir.

 

Sinema diline hakimiyeti konusunda kendini bu denli kanıtlamış olan genç yönetmenin eğer kurmacaya yönelse nasıl işler çıkartacağını merak etmemek mümkün değildir. Ama şu an için biz seyirciye düşen onu büyük bir içtenlikle tebrik etmektir.

 

28 Ekim 2025, Van

 

Kavak Ağacının Gölgesinde filmi resmi fragmanı için tıklayın [YouTube]